Daha önce Türkiye’de Free2Play Oyun Pazarı başlıklı yazımda Türk oyunseverlerin bilinçsiz tüketimleri konusunda bazı yorumlarım olmuştu. Konu üzerinde herkesin farklı yorumu olacaktır. Bu yorumların büyük bir çoğunluğu ana konular için ortak paylarda birleşse de, konuların önem sıralaması çok farklı olacaktır. Bu yazıyı yazan kişinin, oyunların hem yayıncı, hem yapımcı tarafından geldiğini ancak Avrupa çıkışlı şirketlerle çalışmış olduğunu da değerlendirmeye katmak gerekir. Türkiye’deki sektörel gelişmelere zaman zaman uzak kaldığım ve her zaman objektif olamayacağım unutulmamalıdır. Zaten sektörden gelen hiçkimse her zaman objektif olduğunu iddia edemez.
Bilinçli oyun tüketimi nasıl olur?
Öncelikle bireyin kendisinde başlar. Oyuncu kendi zevkini doğru sorgulayabilmeli ve fazla hoşlanmadığı oyunları fazla vakit harcamadan bırakabilmeyi öğrenmelidir. Nasıl bir kitap sevilmemesine rağmen sadece para verildiği için okunmamalıysa, ve kenara bırakabilinmeliyse; oyunlar da aynı şekilde görülmelidir.
İyi de ben sadece Türkçe oyun oynayabiliyorum ve seçeneğim çok az demek için artık çok geç. O devir kapandı. Türkiye yıllarca çok kalitesiz olan oyunlara bile sadece dil destekleri yüzünden katlanmak zorunda kaldı, tabii ki özellikle çevrimiçi oyun sevdalıları! Sadece oyuncular değil, bunu değiştirmek için yıllarını veren bizler de. Ve biliyorum ki 2011 senesine kadar birçok önemli oyun şirketi başta EA Türkçe’yi önemli bir dil olarak görmüyordu. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi vermem iş gizliliği dolayısıyla söz konusu olamaz ancak birebir yapmış olduğum çalışmalardan dolayı biliyorum. Ancak bu da değişti! Bknz: Battlefield Heroes Online Türkçe; her ne kadar çevirisi çok kötü de olsa. Bu sadece başlangıç. Göreceksiniz ki 1 sene içersinde Gameforge gibi vasat oyun yapan şirketlerin oyunları gereksiz olacak ve pazardan çok hızlı bir şekilde kaybolacaklar. Ayrıca son yıllarda Türk Telekom bünyesinde yürütülen altyapı çalışmaları kötü oyunların oynanma zorunluluğunu azaltmaya yönelik önemli katkılar yaptı. Böyle oyunları oynayanlar, bu sınıfta oyunlara nasıl bu kadar vakit harcadıklarını sorgulamaya başlayacaklar. Zamanında çok normal olan bu tarz oyunlar, ki ben de vakit harcadım, artık kullanışsız bir hal aldılar; yeni limanlara yelken açma vakti geldi de geçiyor bile. Kafanızdaki markaların değişme vakti geldi!
Tamam, biliyorum ne istediğimi ve alternatifim de çok diyecek olursanız. İşte o zaman bir oyuncu olarak düşünmeyeceğiniz ama sektörden gelen kişilerin önem verdiği konular devreye giriyor, bu noktada yazının başında bahsettiğim şekilde bizlerin objektif olması imkansız; ama yine de: Yabancı şirketler, örneğin Sobee’nin Türk oyun sektörü için yaptığı çalışmanın 10’da biri desteği veriyor mu? (Vermiyor tabii ki) Veya Peak Games, Gamester gibi şirketleri duydunuz mu? Bu şirketlerin arkasında kimler var, biliyor musunuz? Bunun haricinde yine piyasada yer alan, daha tam olarak sektörel faaliyet içine giremeden diğer şirketlerle uğraşmaya çalışan veya küçük çıkarlar için başka şirketleri tehdit eden Türk oyun şirketlerinden haberiniz var mı? Bilişim çağındayız ancak Türk bilişim sektörünün bir parçası olan oyun sektörümüz hangi sorunlarla mücadele ediyor ve mevcut şirketler bu sorunların neresinde yer alıyor? İşte bunları sizler oyuncu olarak belki bilemezsiniz ancak bazı prensipler edinmek yine de iyidir.
Benim sizlerden alabanda olarak tek dileğim, oyunlarınızı bilinçli seçmeniz, severek kaliteli oyun oynamanız ve diğer oyunlardan yol yakınken vazgeçmenizdir.
İnternette son yıllarda reklamlarına bolca rastladığımız bir ürün başlığı “Oyun Hizmetleri”…

